Altın Üçgen Turu - Hindistan
- Ilayda Borucu

- May 11, 2020
- 13 min read
Updated: May 13, 2020
Ilk blogumda Ingilizce kendimden bahsetmiştim, bu Hindistan maceramıza geçmeden aynısını kısa bi şekilde burdada yapmak istedim, ama sadece blog yazarlığına niye başladığımı anlatmak istiyorum. Herkesin merak ettiği şey o sanırım :)
Bazen bi ülkeye gittiğinde ordaki yaşadıklarını, kendinden ve çevrendekilerden başka, bi yere not almak istersin - yani en azından bu dönemde ben öyle olduğumu farkettim. Etrafındakilere istediğin kadar anlat, anlamadığı sürece neye yarar, değil mi? Ama anlamaması hiç sorun değil, herkesin hayattaki öncelikleri farklı. Ve evet doğru bildiniz, benim önceliklerimden birisi, dünyadaki her ülkeye gidip, ön yargılarımı yenip, bu evrendeki her insanla karşılaşmak ve değişik kültürlerin içinde kaybolmak... yanlış okumadın, benim tam da hedefim o! Umarım gerçekleşir. Hayal ettiğimiz herşey gerçektir lafına inanıyorum - daha doğrusu inanmak istiyorum.
Geri dönelim asıl blog'a başlamamın sebebine. Kendime ait bi yerim olması, hayal gücümün ve düşüncelerimin bi sınırı olmadığı bi yer... bence bu çok açıklayıcı oldu. Tabiikide bunu herkese tavsiye ediyorum. Gerçekten çok iyi geliyor, herşeyi içine sığdırmaya çalısmana gerekmiyor böylelikle. Ayrıca umuyorum ki, yazdıklarımla ve düşünme tarzımla bazı insanları dünyayı keşfetmeye teşvik edebilirim veya daha pozitif düşünmelerini sağlayabilirim, çünkü bu beni çok mutlu eder. Neyse...bu gezi konusuna daha detaylı başka bir zaman gelicem! ;)
Neredeyse herkesin nefret ettiği ülke. Neredeyse kimse tarafından bahsedilmeyen ve iğrenilen o ülke: Hindistan
Bazıları için bu düşünceler negatiften ibaret olduğu halde, bi kısım o ülkeye gitmek için senelerce hayalini kuruyor, annem gibi. Ben maalesef ön yargımdan dolayı o coğunluğu kapsayan gruba dahildim ve Hindistani en son gidebiliceğim bir ülke olarak görüyordum. Ön yargının ne kadar yanlış oldugunu bana Hindistan gezimiz öğretti. Umarım bu blogumla sizlerde var olan o - ön yargı kırıntıları dahil - yok edebilirim, çünkü beni bile yanıltan bir gezi oldu!
Bu kararı ben Amerikadayken verdik, çok tuhaf gibi gözüksede gerçektende öyle oldu. Annemin hiç bişey yapmasına gerek kalmadı, ben ordaki - yani Amerikadaki - gördüklerimden ve yaşadıklarımdan anneme hazır olduğumu belirttim - durduk yere oldu, ama iyiki de oldu :)
Amerikada kaldığım 10 ay boyunca, ordaki yaşam tarzını görüp ve kendim adapte olmaya calışırken birşey farkettim. Benim istediğim hayat tarzı o değildi. Durduğum yerde yaşlanıp, yanımdan geçen fırsatlara - yani başka ülkeleri ve dünyanın her bir noktasına ayak basmak gibi fırsatlara - göz yumamicağımı anladım. Ordaki insanlar alışmış ve başka ülkelerde var olan o bambaşka dünyayı görmeseler de olur - veya belki imkanları yok diye var olanla yaşamaya calışıyorlar, onu bilemem - ama benim tek anladığım bir şey var. O da, o Amerikada kurduğum yaşam tarzına ait olmadığım ve başka insanların hayatını görüp onları anlamaya başlamak istediğim... böylelikle hindistan maceramız başlamış oldu!
Ağustosun 11'inde 6 günlük Hindistan Altin Ücgen Turumuz sabahın ilk ışıklarinda başlamış oldu. Altın Üçgen denmesinin sebebi, en bilinen ve en büyük şehirlerden Yeni Delhi, Agra ve Jaipur bir üçgen konumunda olması. Ve bizim tur o 3 muazzam mı muazzam şehiri kapsıyordu.
Sabaha karşı annemle büyük bir heyecan, korku, mutluluğun ve merakın karıştığı o duyguyla macerayı karşılamak için hazırdık ve uçağa binip geri dönüşün olmadıgı bi yolculuğa merhaba dedik... ikimizin de farklı beklentileri vardı sanırım. Ama bir yönümüz ortaktı: Hem pozitif hemde negatif beklentilerimiz vardi. Bunu niye söylüyorum, çünkü tam da olması gerektiği gibiydi. Eğer bir geziye tamamen pozitif veya tamamen negatif bakarsan, asla istediğin gibi bir sonuç elde edemezsin. O ülkeyi öyle yapan değişik özellikleri. Bize tuhaf gelen şey, oradaki kültüre ait. Bizim yapmamız gereken tek şey, o değişikliliklerle yaşamaya öğrenmekte. Ve bu da bilinçli gezmenin bi parçası, eğer ki bilgine birşey katmak istiyorsan.
Tam 6 saat uçmanın ardından, indik Indira Gandhi International Havalimanina yani Yeni Delhi'ye. Sabahın ilk saatleri olmasına rağmen, ben hiç bi yorgunluk hissetmiyordum, bu sırlarla dolu ülkeyi keşfetmeye hazırdım.

Havalimanından çıkmamız ve tüm yeniliklerle karşılaşmış olmamız enteresandı. Zaten dışarıya çıkmamızla, 3 faktörün yüzümüze çarpması bir oldu: Sıcak hava, Nem ve de koku... Demiştim ya her ülkenin kendine göre özellikleri veya ne diyelim.. alışkanlıkları vardır diye, işte bu olumsuz etkenler'de dahil. Havanın çok sıcak olduğunu biliyordum ama nem oranının o kadar yüksek olucağını tahmin edemedim. Kokuyu hiç betimlemeye gerek yok, çünkü tek kelimeyle berbat. Benim bu faktörlere alışmam çok zaman almadı, çünkü merakım tüm olumsuz şeylerin önüne geçmişti...
1.Gün: Otobüsümüz geldikten sonra, yola koyulduk - en güzel şehirlerden birisine, Agra'ya. Dünyadaki yedi harikadan birisinin bulunduğu şehire doğru yol almaya başladık. Daha iner inmez çok güzel ağırlanmıştık. Rehberimiz bize genel bilgileri aktarmaya başladı, bende geçtiğimiz tüm yollara ve etrafımızda olup bitenlere daldım...

5 saat otobüs yolculuğu, göz açıp kapayıncaya kadar çabuk gecti. Ve Agra'ya varmış olduk. Ilk yaptığımız şey, Kahvaltı yapmak oldu. Açık söylemem gerekirse, bize sunulan kahvaltıyı gördükten sonra, korktum. Yani bizi ne değişik yemekler beklicek diye korkmuştum. Çok hoş değildi ilk kahvaltımız, ama tabikide yeni tatları denemeye herzaman hazırım. Kahvaltımızın ardından, güzel mi güzel, Tac Mahal'i görmeye. Ama Tac Mahal'e gelmeden, ön bahçesinden geçtik.
Sanırım çoğunuz biliyordur o harika'nin - yani Tac Mahal'in - nasıl gözüktüğünü. Yinede kısa bir bilgi vermek isterim.

Tac Mahal - dünyanın en çok ziyaret edilen tarihi yapılarından biridir. Eser aynı zamanda Hindistan'da en çok ziyaret edilen turistik mekanıdır. Yapımı 20 yılda tamamlanan Tac Mahal, daha önce de bahsettiğim gibi Agra kentinde yer alır. Istanbul'dan getirilen Türk mimarların (Mehmet Isa Efendi ve Mehmet Ismail Efendi) yaptıkları bu eser, dünyanın en güzel, en muhteşem ve en meşhur türbesidir. Tac Mahal, Hindistan Türk Imparatorluğu'nun Timuroğullari hanedanın 5.hükümdarı Şah Cihan (1593-1666) tarafından, o zamanki imparatorluğun başkenti olan Hindistan Agra şehrinde, Jumna Nehri'nin kıyısında yaptırılmıştır. Dünyada aşk için dikilmiş en büyük ve en güzel anıt olarak kabul edilen bu türbe, Şah Cihan'ın büyük bir aşkla sevdiği eşi Ercümend Banu'nun (Mümtaz Banu) ölümü üzerine, onun hatırasına yaptırılmıştır.
Ve bizde bu eser'i yakından görmeye gittik. Tac Mahal'e girebilmek için bir avlu gibi bir yerden geçiyorsunuz küçük arabalarla oraya vardıktan sonra. Işte Tac Mahal'e götüren o yola çıkmak için büyük bir kapı veya geçiş gibi bi yerden geçiyorsunuz ve Tac Mahal tam da karşınızda kalıyor. Şansımıza hava da güzeldi, Tac Mahal'in güzelliği daha bi farkediliyor gün ışığında.
Bu mimari yapıya uzunca baktık ve her yanını gezdik. Çok devasa ve etkileyici bir yapım olduğunu farkettik.


Benim için Tac Mahal, sona erdikten sonra da devam etmenin sembolü... Ayrıldıktan sonra sevgi, dönüşü olmadığı halde romantizm. Sadece kanıtlamak için; saf aşk için ölüm yoktur.
Bu arada Tac Mahal'in yanında oturan insanların yanına gittik, fotoğraf çekinmek istedikleri için. Tabi Hint topluluğu güler yüzlülüğünü kaybetmedi :)

Bu Tarihi anıt'dan sonra, aynı şekilde Agra'da bulunan Agra Kalesine yani Red Fort'a gittik. Bu arada şimdikten söyleyim, Hindistan'da 2 tane Kizil Kale - aynı zamanda Red Fort - var. Ve bence bu kale de en güzel tarihi yapılardan birisiydi. Koskoca duvarların arkasında onca geçmiş...
Agra kalesinin ve içindeki sarayın hüzünlü bir de hikayesi var. Ekber'in yıllarca erkek evladı olmamış. Ilk kez oğlu olacağı haberi gelince Cihangir daha bebekken, oğlu için bu sarayın yapımını başlatmış. Cihangir de hükümdarlık döneminde ülkeyi buradan yönetmiş.

Ilk günümüzü bu iki tarihi anıtla bitirmiştik, çünkü uzun bir yolculuğun ardından ve yüzümüze vuran o sıcak hava ağır gelmişti, ve böylelikle otelimize geçtik. Daha otele girerken çok iyi ağırlandık ve karşılandık. Ordaki her bir insan bu kadar güler yüzlü olur mu? Demekki oluyormuş...
Akşam yemeğine indik ve tabiikide değişik tatlarla ve hint mutfağı ile karşı karşıyaydık. Ben tabiikide herşeyden denemek istediğim için bir sürü şey denedim. Ama herkesin de bildiği gibi, Hint mutfağı baharatıyla çok zengin, ve her yemeğin içinde acı var. Neyse ki beğendiğim ve bizim mutfağa yakın bulduğum yemeklerle idare ettim.
Yemek sonrasında, otelin alt katında bir hint düğünün olduğunu öğrendik ve onu da tecrübelerimizin arasına katmaya karar verdik. Oradan fotoğraflar çektim ama buraya koymasam iyi olur.
Ve böylelikle günümüzün sonuna geldik.
2.Gün: Erken Kahvaltımızın ardından, Jaipur'a yola çıktık. Yolculuğumuz yaklaşık 5-6 saat sürdü.
Yolumuzun üzerinde Imparator Akbar'in 1569 yılında oğlunun doğumu şerefine yaptırdığı sarayları, camileri ve kaleleri ve yapımından 14 yıl sonra politik sebeplerden ötürü terk edilen çöl sehir Fatehpur Sikri mimari yapısını ziyaret ettik. Burada geniş avlu (Diwan-i am), büyük dörtgen avlu (Diwan-i Khas) ve Pachisi'nin yanısıra, Jodha Bai Sarayı, Mariam Sarayı veya Altin Oda (Sunehra Makan), Birbal Sarayı, Panch Mahal ve Fatehpur Sikri'nin sembollerinden, Seh Salim Chisti'nin onuruna yapılmış Cuma Camisi ve Salim Chisti'nin mozolesini gördük.





Fatehpur Sikri - Hindistan'in orta kuzeyinde yer alan bir kasabadır. Hindistan'da en iyi korunmuş Babür mirasına ev sahipliği yapan Fatehpur Sikri, "Zafer Sehri" anlamına gelmektedir. Kasaba, 16.yüzyılın ikinci yarısında Imparator Akbar tarafından yaptırılmıştır. 1572-1585 yılları arasında ortalama 10 yıl boyunca Babür Imparatorluğu'na başkentlik yapmış olan Fatehpur Sikri, resmi anıtları, tapınak kompleksleri ve Hindistan'in en büyük camilerinden biri olan Jama Camii (yukarıdaki 4.Fotograf) ile dikkat çekmektedir. Orta Çağ'dan kalma mimari, kasabanın atmosferini meydana getirmektedir.
Eğer ki yolunuz Hindistan'a düşerse, orayı görmeden gitmeyin :)
Oraları gördükten sonra Jaipur'a devam ettik.
Bu arada Jaipur hakkında'da bilgi vermek isterim.
Görkemli bir mimari yapıya sahip olan Jaipur'un ismi, kurucusu Mihrace II. Jai Singh'ten gelmektedir. Kendisi, 1699 - 1744 yılları arasında yaşamıştır. Devlet işlerinin yanında astronomi ile de ilgilenmiş ve bu alanda eserler yaratmıştır.
Rajasthan eyaletinin merkezi olan Jaipur, pembe renkli taşlardan yapılmış olması nedeniyle 'Pink City' olarak da bilinir. Eski Jaipur, 7 kapı ile dışarıya açılan kale gibi surlarla çevrilmiştir. Bu bölge genellikle müslüman nüfusunun yoğunlukta olduğu bir bölgedir. Bu eyalette her yapının bir rengi vardır. Vakti zamanında her bir şehrin kralı, şehirdeki evleri dilediği renge boyatmıştır. Bu arada Jaipur, Hindistan'da Agra'dan sonra en çok turist çeken yerdir, ama bence Jaipur mimarisiyle ve birçok tarihi anıtlarıyla Agra'dan daha güzel veya daha doğrusu görülmeye değer ama oralara kadar gitmişken Tac Mahal'i görmeden dönmeyin derim :)
Sokakları elimden geldiğince çekmeye çalıştım...:
Jaipur'a giderken - yol boyu - dışarıyı seyrettim ve insanlara baktım. Ben Hindistan'da insanların yokluk çektiğini az çok biliyordum, tahmin edilecek bişey. Ama durumlarının bu kadar kötü olduğunu asla ve asla tahmin edemezdim. Insan kendi gözleriyle bir takım şeyleri görünce daha farklı hissediyor. Onlara acıdım demek çok hafif kalır. O kadar değişik yollardan geçtik ki, 2 birbirinden farklı hayatların yanyana olduğu sokaklardan mı başlasam bilemedim...Dışarda kalmak zorunda olan adamın, baska bir variyetli ailenin yanındaki sokağında olması, ne kadar'da üzücü. Hindistan'da böyle sokaklardan çok var. Insan dolusu sokaktan başka bir yola ayrılınca birden bambaşka bir hayat çıkıyor karşınıza sanki. Ve o hayatta kalma mücadelesi veren insan, "zengin komşularıyla" yaşamak zorunda. Sizce hangisi daha kötü? Bir zenginin çaresiz birisinin yanında yaşaması mı, yoksa o çaresiz insanın zengin bir ailenin yanında yaşaması mı daha zor?
Orda sokakta hayatını kurmaya çalışan insanlara tam o anda herşeyimi vermek istedim. Umarım bir gün ordaki insanları biraz da olsun gülümsetebilirim. Hoş, ordaki insanların gülümsemeye bile ihtiyacı yok. Hayatımda bu kadar pozitif ve güler yüzlü bir halk görmedim. Hepimiz biliyoruz, bir zengin ailenin yokluğun içinde yaşayan bir aileye hangi gözlerle baktığını. Ama onlar bizim gibi turistlere ne kadar mutlu ve sıcak kanlı bakıyorlar. Otobüsün her bir insan topluluğunun yanından geçerken, o insanların dans etmesi mi desem, hasta bir adamın elinde tutunabiliceği hiç bişeyi olmamasına rağmen hayat dolu olması... ve daha bir çok.


Mahatma Gandhi ne güzel demiş: "Dünya, insanın ihtiyaçlarını giderebilir, ama açgözlülüğünü değil."
Mohandas Karamcand Gandi - yani Mahatma Gandhi ( 2 Ekim 1869 - 30 Ocak 1948 ) - Hindistan ve Hindistan Bağımsızlık Hareketi'nin siyasi ve ruhani lideri. Görüşleri Gandizm olarak anılır. Gerçek ve kötülüğe karşı aktif ama şiddet unsuru içermeyen direniş ile ilgili olan Satyagraha felsefesinin öncüsüdür. Bu felsefe Hindistan'ı bagımsızlığına kavuşturmuş ve dünya üzerinde vatandaşlık hakları ve özgürlük savunucularına ilham kaynağı olmuştur.
Bu günü de Jaipur'daki otelimize gidip bitirmiştik zaten.
3.Gün: Otelimizdeki kahvaltı sonrasında Jaipur'un 11 kilometre dışında bulunan ve 1728'e kadar o bölgenin başkenti olan Amber Kalesi'ni ziyaret ettik. Bu meşhur kalenin bulunduğu tepeye filler ile çıkmamız gerekti her ne kadarda çoğumuz bu eyleme karşı çıkmış olsakta. Şansımızada annemin tam doğum günüydü ama maalesef o gün muson yağmurlarına yakalandık, ama bu yine bizi durduramadı ve mutluluğumuzu almadı. Herzaman ki gibi buna da çözümümüz vardı, tüm bedenimizi kapsayan yağmurlukları giydik ve gezimize devam ettik. Sanırım hepiniz muson yağmurlardan haberiniz vardır. Ama bizim için de bi tecrübeydi çünkü gerçekten denildiği kadar felaket bir şekilde yağmur yağdı. Neyse ki o Kale'ye yinede çıkabildik. Fil'e de binmedik demeyiz artık :)



Amber Fort'a Jaipur'dan dik ve dolambaçlı bir yolla ulaşılıyor. Ozamanlar koruma amacıyla kullanılmış ve stratejik nedenlerden dolayı inşa edilmiştir. Yüzyıllar boyunca Amber, Kachchwaha hanedanlığının eski başkentiydi, bu yüzden Amber Fort gibi stratejik olarak konumlandırılmış bir kaleye ihtiyaç vardı. Bir bütün olarak kale Jaipur'un en çekici yerlerinden biridir. Bu kale sizi zamanında geri alır ve tarih hakkında ve her şeyden önce Rajput'ların - Jaipur'un bulunduğu "eyalet" Rajasthan - yapımları hakkında çok şey açıklar, ki bu sadece olağanüstü olarak tanımlanabilir.
Oraya çıkarken aynı zamanda, aynalardan dolayı görkemli ışıltıya sahip Sheesh Mahal'i - diğer adıyla Zafer Salonu - ve de Jal Mahal'i de görme fırsatını yakaladık.
Onlara da kısa bir özet geçiyim.

Aynalar Salonu/Zafer Salonu, Amber Kalesi'nin üçüncü katında yer alıyor ve çok ayrıntılı tasarımı nedeniyle Amber Kalesi'nde de ilginç bir manzara olan Ganesh Pol kapısından ulaşılmaktadır. Zafer Salonu veya Sheesh Mahal olarak da bilinen Ayna Sarayı'nın kendisi, çok özenle tasarlanmış cam ve aynalardan yapılmış kakmalar ile parlıyor. Duvarlar ve tavanlar, aynaların yanındaki süslemeler ve arabesklerle eşit şekilde dekore edilmiştir - Amber Fort Aynalar Sarayı'nda olağanüstü bir genel resim sizi bekliyor.
Tabi Tac Mahal'de olduğu gibi, burdada - yani Jal Mahalin karşısında - bizi tatlı mi tatlı hint halkı bizimle fotoğraf çekinmek istedi, ve bizde isteklerini geri çevirmedik. :)


Jal Mahal - Bu tarihi saray Maharaja Sawai Pratap Singh tarafından yaptırılmıştır. Man Sagar Gölü, Sawai Man Singh tarafından iki tepe arasında bir baraj yapılarak oluşturuldu. Bu Rajput mimarisinin en güzel örneğidir. Bu Mahal, güzelliği ve mimarisi nedeniyle çok sayıda turist çekiyor. Jal Mahal, kırmızı kumtaşı içinde inşa edildiği için romantik bir yerdir. Bu Mahal, Jaipur'un dışındaki Amber kale Yolu üzerindeki Amber kalesinden 6 km önce yer aliyor.
Ardından Jaipur'un merkezinde bulunan Sehir Sarayina - daha doğrusu Kent sarayına ve astrolojik gözlem evi olan Jantar Mantar'ı ziyaret ettik.

Kent Sarayı - dev bir kompleks olan bu sarayda hanedanların sefaatında olağanüstü geleneksel ince estetik ruhu görebiliyorsunuz.

Jantar Mantar - Japutur, Rajasthan'ın kurucusu Rajput krali Sawai Jai Singh II tarafından yaptırılan on dokuz astronomik mimari enstrümanın bir koleksiyonudur. Anıt 1734'te tamamlandı. Dünyanın en büyük tas güneş saatine sahip ve UNESCO Dünya Mirası.

Sonrasında yolumuzun üstündeki muhteşem ve devasa boyutta olan Rüzgar Sarayının önünde fotoğraf molamız oldu.

Rüzgar Sarayı - Rüzgarların Sarayı (Hawa Mahal) kentin en tanınmış fantezisi yapıtı olarak bu kalenin caddeye bakan tarafı (dışcephe); aslında sahte bir saray. Mihrace Pratap Singh tarafından yaptırılan 5 katlı, dis cephesinde, 953 oymalı küçük kafes şeklinde havalandırma pencereleri ve minik balkonları bulunuyor. Bu balkon, ve pencereler, saraylı hanımlara ve çocuklara dışarıdan görünmeden sokağı, halkı izleme olanağı vermenin yanı sıra, kafeslerin arasından içeri giren esintiyle de serinlemelerini sağlıyormuş.
Buraya, bi hint pazarından bir video bırakıyorum, belki çevreyi görmek istersiniz diye :)
Bu kadar uzun bir günün ardından, otelimize geri dönüyor ve günü böylelikle kapatmış oluyoruz!
4.Gün: Yeni güne yaklaşık bir 6 saatlik yol ile başlıyoruz. Bu sefer yolumuz Yeni Delhi'ye, yani Hindistan'in başkentine. Yeni Delhi'nin daha modern kısmında Hindistan'in en yüksek taş kulesi olan Zafer Kulesi'ni (Qutub Minar) görmek için yola koyulduk. O günümüz'ün çoğu zamanını yola harcadığımız için günün programı sadece Qutub Minar'dan ibaretti. Ama kesinlikle listenize eklemeniz gereken bir anıt. Ben çok beğenmiştim.

Kutub Minar - zafer ve saat kulesinin yanı sıra Delhi'deki Kutun kompleksindeki bir minaredir. Hint-islam mimarisinin erken bir şaheseri ve Islam dünyasındaki en yüksek kule binalarından biri olarak kabul edilir. 1993'ten beri Kutub kompleksinin bir parçası olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi olarak kabul edilmektedir.
Bu arada tur boyunca, bizim grubumuzda olan 2 harika insan ile tanıştım. Onlarla Kutub Minar'ın önünde fotoğraf çekildim, ve onlarla geçirdiğim zamanın hatrına buraya bırakiyim dedim <3

Orda fotoğraflarımızı çektikten sonra Yeni Delhi'deki otelimize giriş yaptık ve günü bitirdik.
5.Gün: Son günlerden birisinde şehir turumuz vardı programda. Yeni Delhi'yi keşfetme vakti gelmişti.
Yeni Delhi - Hindistanın başkenti olan bu şehrinin inşasına, Ingiliz sömürge yönetimi başkenti Kalküta'dan Delhi'ye taşımaya karar vermesiyle 1911'de başlanmıştır. Yeni Delhi'nin inşasının tamamlanması yaklaşık 20 yıl sürmüştür. Birçok ırkı, dili, dini inanışı içinde barındıran Delhi, kalabalığıyla, trafiğiyle ve zıtlıklarıyla tam anlamıyla kaotik bir şehirdir. Delhi'nin yüzyıllar boyunca farklı kültürlere ev sahipliği yapmış olduğunun bir kanıtıdır.
Kast sisteminin hala hüküm sürdüğü şehirde en üst sınıfı Brahman denilen din adamları oluşturur. Ikinci grupta askerler ve yöneticiler, ücüncü grupta tüccarlar ve köylüler, dördüncü grupta ise isçiler ve hizmetliler bulunur. En alt sınıf ise kast sistemine bile girememektedir. Öyle ki, bu sınıftan olan kişilere dokunulması bile yasaktır, dokunanlar ise kutsallara karşı saygısızlık yapmış olurlar.
Tarih boyunca pek çok hanedanlığın hüküm sürdüğü, anıtları ve mimarisi ile zengin bir şehir olmasının yanı sıra, beş yüz yıldan beri Yamuna nehri kıyısında yer alan ve sayısız şehrin doğup yok olduğu büyük bir Anakent ve mezarlıklar şehri olan Delhi'nin eski şehir merkezini keşfetmek için yola çıktık. Gerçekten çok güzel bir geziydi. Sanki şehrin bir parçasıymışsın gibi hissediyorsun ve herşeyi en yakınından görmüş ve tatmin olmuş oluyorsun.
Şehiri o meşhur Riksha'larla turladık, yani aşağıdaki videoda gördüğünüzle o bisiklet gibi bişeyle (arkasında biz oturuyoruz). Her ne kadarda orda adamcağız bizi var gücüyle sokak aralarından götürmüş olsada, ve biz buna acımış olsakta, güzel ama bi okadarda etkileyici bir turdu. Bu arada adam orda sırf bir ekmek parasını çıkartabilmek için annemle beni tüm gücüyle bisikleti kullanarak götürdü, helal olsun diyorum başka bişey demiyorum. O dar sokakların aralarından geçerken karşılaştığımız manzaralar ve hayat şartları böyle gözümüzün önünde - bi kaç saniyeliğine. Düşünün, ordaki insanlar tüm hayatları boyunca bu kaderleriyle yaşamak zorunda. Ayrımcılığın ve haksızlığın çok olduğu bir ülkede, isterlerse hiç uyumadan çalışsınlar, faydası olmaz, çünkü onların geldikleri yer ve aile kökleri, onların kaderlerini belirliyor. Çok acı bir durum.
Evi olmayan da vardı, evi olupta yanlız yaşayan da vardı. O kadar çok değişik hayatlar var ki. Her bir evin ve bir insanın baska bir hikayesi. Ama ordaki herkesin tek ortak bir yönü var. Yoksuzluk. Hiç bir zaman daha iyi bir konumda olmayacaklarını bildikleri halde, mutlular. Yine de tertemiz yüreklere sahipler, yinede misafirperver'ler. Biz burda küçük herhangi bir şeye sahip olmadığımiz için dünyaları yıkarken (buna bende dahil), onlar için o küçücük şey koskocaman aslında. Ve bu gerçekle yaşamak sanırım en zoru...
Şehir turumuzda ayni zamanda Şah Cihan tarafından kımızı kum taşından sekizgen şeklinde yaptırılan Red Fort'un - yani Kızıl Kalenin - yanından geçtik.
Kizil Kale - tarihi bir kale, ve Delhi'nin merkezinde yer alır ve bir dizi müzeye ev sahipliği yapar. Imparatorlari ve ailelerini barındırmaya ek olarak, Babür devletinin tören ve siyasi merkeziydi ve bölgeyi etkileyen olayların merkezinde yer almaktaydı. Maalesef o fotoğraf çekmek yasaktı
Ardından Hindistandaki en büyük camii olan Cuma camisini gördük.

Cuma Camii - Hindistan'in en büyük ve en ihtişamlı camilerinden biridir. Şehrin en işlek pazarlarından "Cavri Pazar" yolunun başlangıcında yer alır. Cihan Şah ülkesinin başkentini Agra şehrinden Delhi şehrine taşıdı. Şahcihanabad ismini verdiği şehre yeni binalar yaptırdı. Camii bu yeni inşaat çalışmalarının yapıldığı dönemde inşa edildi.
Tabi bununla kalmadı, Yeni Delhi'de Birinci Dünya Savaşı Anıtı India Gate'i, Parlamento ve Hükümet Binalarını gördük.

India Gate - Hindistan Kapısı (resmi olarak Tüm Hindistan Savaş Anıtı), tek kemerli bir zafer kapısı. 42 m yüksekliğindeki kemer Edwin Lutyens tarafından 1921'de Paris'teki Arc de Triomphe'ye dayanarak tasarlandı.
Bu enteresan gün'ün ardından otelimize geri döndük akşam yemeği için. Ama turumuzda dahil olmayan, yinede teklif edilen akşam etkinliği olarak Bollywood Şov'u vardı. Annemle bir daha ne zaman gelicez ki lafıyla, katılmaya karar verdik.

Çok güzel, renkli ve coşkulu bir gösteriydi. Bence bu sadece bir gösteri'den ibaret değil, bir deneyimdi ve iyiki de yaptık diyorum. Böylelikle son akşamımızı değişik bir şekilde kapatmış olduk.
6.Gün: Yeni günün çok erken saatlerinde havalimanına yola çıktık ve bu muhteşem ülkeye teşekkür edip vedalaştık.
Size bu blogumda hindistanda yaşadıklarımızı ve deneyimlerimizi aktarmaya çalıştım. Giriş ücretleri vs. gibi konular hakkında bahsetmedim, çünkü turla gittiğimiz için o giriş ücretleri dahildi.
Ama bi kaç önemli notum daha var:
Her girdiğiniz tarihi anıt'da ve de havalimanında kontroller çok sıkı, kurallara harfiyen uymanızı tavsiye ederim.
Biraz değindim bu konuya - havalar gerçekten çok sıcak, ama girdiğiniz neredeyse her tarihi anıt'da (özellikle camiilerde vs.) çok açık dolaşamıyorsunuz, yani ona dikkat ederseniz gezinizden de zevk alıcağınıza eminim!
Hindistan benim için çok güzel bir deneyim'di, çünkü daha önce böyle bir ülkeyi görmemiştim ve bu kadar uzağa gitmemiştim. Bence herkesin gitmesi gereken bir ülke, ama eğer ki kötü kokulara karşı hassas iseniz, Hindistan ilk tercihiniz olmasın.
Sorular için her daim bana yazabilirsiniz :)
"Insan yaşamının bir alanında haksızlık yaparken diğer bir alanında haklı olamaz, yaşam bölünmez bir bütündür" - Mahatma Gandhi
#Hindistan#gezmek#2019agustos#mahatmagandhi#yenidelhi#agra#jaipur#tacmahal#yokluk#amayinedepozitif

Comments